Tüccar Çoban Masalı

Bir çoban düşünün ve çoban’dan bir tüccarlık bekleyin ne kadar ilginç dimi işte bu masalımız böyle bir ilginçliği konu alarak güzel bir masal yazmış. Gelin bu masalı keyifli şekilde sonuna kadar okuyalım.

Deniz kıyısına yakın meralarda sürüsünü otlatan bir çoban, bir gün bir kayanın üzerine oturup kendisini rüzgarın serinliğine bıraktı. Güzel bir yaz günüydü, okyanus sessiz sakin çarşaf gibi uzanıyordu. Böylece oturmuş, denizdeki yelkenlileri seyrederken;” Eğer benimde bir yelkenlim olsaydı, uzaklardaki yabancı ülkelere giderdim ve mesut olurdum” diye düşündü.

Bu arzusu o kadar dayanılmaz bir hal aldı ki, bir gün bütün sürüsünü sattı ve küçük bir gemi satın aldı. Denize açıldı. Ne yazık ki , seyahatinin ikinci gününde bir fırtına çıktı ve çoban gemisindeki bütün malı denize atmak zorunda kaldı. Fakat bu da yetmedi, dalgalar gemiyi kayalıklara sürükleyip parçaladılar. Okumaya devam et Tüccar Çoban Masalı

Zengin kardeş ile Yoksul Kardeş

Zengin ile yoksulun bir arada olduğu bir hikaye anlatacağım sizlere öyle bir hikaye ki çok seveceksiniz ve sonunda çok başka anlamlı ve güzel şeyler anlatacaksınız. Haydi başlayın okumaya..

Hey harani harani, yedim kırk kazan borani,sesleyin söyleyeceğim yalanı. Aferin desin ağalar, dinleyin hikayeyi.. Diyin ki, bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde, kalbur saman içinde iki kardeş varmış. Bunların biri çok zengin, diğeri çok fakirmiş.

Fakir kardeş bir gün zengin kardeşine “ Aman kardeşim,bugün yiyeceğimiz yok, birkaç kuruş ver de, bugünkü işimizi görelim” demiş.

Öbürü ona “hadi git başımdan, çalış da kazan. Senin cebin ayrı, benim cebim ayrı” demiş. Zavallı yoksul kardeş “bari gidip başımın çaresine bakayım” diye yola çıkmış..
Gide gide bir ağacın dibine varmış. Yorgundur ve biraz dinlenmek ister. Biraz oturur, bir yandanda ne yapacağını düşünür. Tam o sırada uzaktan kırk tane devin tozu dumana katarak geldiklerini görür. Adam bu devleri görünce ağacın kovuğuna saklanır” şunlar nereye gidiyorlar, bir bakayım” der. Okumaya devam et Zengin kardeş ile Yoksul Kardeş

Rüzgaroğlu Masalı

Evet çocuklar size Türk masallarının en güzelini en muhteşemini anlatacağım yani rüzgaroğlu masalını anlatacağım hepiniz bu uzun ama zevkli masalı okuyun ki Türklerin masalının ne kadar güzel olduğunu arkadaşlarınıza heyecanlı şekilde anlatın.

Bir varmış, bir yokmuş. Çok söylemesi ayıpmış. Az söyleyip çok dinleyenlerin bilgisi artar, çok çok söyleyip az dinleyenlerin çenesi yorulurmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Rüzgâroğlu adında az konuştu, çok dinler bir adam varmış. Rüzgâroğlu, evli imiş. Beş yaşında Nuryüz adında bir oğlu, 4 yaşında Gülyüz adında bir kızı varmış.

Rüzgâroğlu ailesi o kadar zengin ve mutluymuş ki, iğne ucu kadar bile eksiği yokmuş. Rüzgâroğlu ava meraklı olduğundan hemen bütün günleri ormanda av peşinde geçermiş. Ceylan gibi güzel atına biner, yay gibi hızla giden iki köpeğini yanına alır, her attığını vuran tüfeğini de omuzuna asarak sabahları ava çıkarmış. Okumaya devam et Rüzgaroğlu Masalı

Uyku Cücesi

Hey çocuklar şimdi size uyku cücesi isimli masalı anlatacağım dikkatlice okuyun çünkü bu masal çok güzel ve çok eğlenceli sonuna kadar okuyun ki sonunda sizlere bir sır vereceğim haydi başlayın okumaya.

Bir varmış bir yokmuş, Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Uykular ülkesinde, uykuların en derin yerinde bir uyku cücesi varmış. Uykular ülkesindeki evinde sabah akşam uyuklarmış. Dünya üzerindeki çocuklardan biri uyumak istemediğinde uyku cücesinin kulakları çın çın çınlar, gözleri fal taşı gibi açılır, yerinden fırlayıp o çocuğun bulunduğu eve gidermiş. Çocuğun odasına girdiğinde, elindeki değneği çocuğun gözlerine doğru uzatır, kirpiklerine bir iki kere vururmuş. Böylece uyumayan çocuk,horul horul uyurmuş. Okumaya devam et Uyku Cücesi

Çam Ağacı

Sevgili çocuklar bu yazımızda size bir çam ağacının hikayesini anlatacağım sonuna kadar okursanız ne kadar güzel bir hikaye olduğunu anlayacaksınız. Ayrıca masal türü fabl olduğu için seveceğiniz kesin o yüzden bu masalı bitirince diğerlerini de teker teker okumayı unutmayın.

Ormanda pek sevimli bir çam fidanı vardı… Yeri iyiydi, güneş alıyordu. Hava boldu, çevresinde de birçok büyük arkadaşı, çam ve ladin ağaçları vardı. Ama küçük çam fidanının tek derdi bir an önce büyümekti. Sıcacık güneşi, tertemiz havayı hiç düşünmüyor, ormana çilek ve ahududu toplamaya gelip oralarda çene çalan köylü çocuklarıyla hiç ilgilenmiyordu. Çocuklar bir tencereye doldurdukları veya bir çubuğa dizdikleri çileklerle çıkagelirlerdi çoğu kez. Sonra küçük ağacın yanına otururlar, “Ne kadar şirin bir ağaç bu!” derlerdi. Oysa bu sözler, bizim ağacın hiç hoşuna gitmezdi.
Ertesi yıl birden büyüdü küçük ağaç, sonraki yıl ise biraz daha uzadı; bir çam ağacının kaç yaşında olduğu, gövdesinde uzayan sürgünler sayılınca, tam olarak anlaşılabilir. Okumaya devam et Çam Ağacı

Şehzade ile Arkadaşları

Şehzade ne demek biliyorsunuzdur padişahların çocuklarına küçükken şehzade denerek hitap edilirdi. İşte bizde bu masalımızda bir şehzade ve onun arkadaşlarını anlatacağız. Sonuna kadar okuyun ki aslında sizlere ne anlatılmak isteniyor masalda onu anlayın.

Biri şehzade, biri tacir zade biri asilzade, biri çiftçizade dört genç bir yolda buluşmuşlar.Dördü de ihtiyaç içindelermiş.Dördü de üst başlarından başka bir şeye sahip değillermiş.Aç ve yorgun bir haldelermiş.Bunlar bu zor durumda ne yapacaklarını düşünmekteydiler.Her bir ikendi yapısına göre bir şey söylüyordu. Okumaya devam et Şehzade ile Arkadaşları

Uyumak İstemeyen Zürafa

surekli-uyumak-isteyen-zurafaBir varmış bir yokmuş. Bir zürafa varmış. Boyu o kadar uzun, o kadar uzunmuş ki, karnı acıktığı zaman ağaçların en yüksek dallarındaki yaprakları rahatlıkla yiyebiliyormuş. Bir gün yine karnı acıkmış. Önüne ilk çıkan ağacın yapraklarını şapur şupur yemeye başlamış…

Ama birden, incecik kızgın bir ses duymuş. “Heey,dur bakalım canavar! Evimin bahçesini neden yoluyorsun?” Zürafa bakmış, minicik bir kuş. “Ben canavar değilim ki!” demiş kuşa.”Yavru bir zürafayım. Hem sonra evinin bahçesini yolduğumda yok. Yalnızca karnımı doyuruyorum.” “Ama yediğin bütün yapraklar benim evimin bahçesi… Neredeyse yuvamı da kocaman ağzına alıp yutacaktın,” demiş kuş. Zürafa çok üzülmüş. “Burada yuvan olduğunu bilmiyordum. Öyleyse ben de başka bir ağacın yapraklarını yerim.” Ama ya başka ağaçta da, başka bir kuşun yuvası varsa?.. Kuş ona yardım etmeyi önermiş. “İstersen ben önden uçup bakayım. Eğer yaprakların arasında gizlenmiş bir yuva varsa sana haber veririm.” Böylece kuş ve zürafa arkadaş olmuşlar. Okumaya devam et Uyumak İstemeyen Zürafa

Ürkek Tavşan İle Kurbağalar

urkek-tavsanOrmanların en korkak hayvanı tavşanmış. Yaprak kımıldasa hemen saklanacak yer ararmış. Ona bu kadar korkak olmaması gerektiğini söylüyorlarmış ama bu sözde pek işe yaramıyormuş. Kendisinden çok daha küçük hayvanların ormanda korkusuzca gezdiğini gören tavşan korkaklığına daha bir üzülürmüş.

Bir gün tavşan ormanda gezintiye çıkmış. Tabii buna gezinti denirse. Korka korka, saklana saklana yüreği ağzına gelerek yürüyormuş ormanda. Tam gölün kıyısına geldiğinde vwırrrakk wırraaakkk diye bağırarak suya atlayan kurbağalar görmüş. Buna çok şaşırmış. Okumaya devam et Ürkek Tavşan İle Kurbağalar

Habil ile Kabil

habil ile kabilHabil ile Kabil,Adem ile Havva’nın Cennet Bahçesi’nden kovulmalarından sonra dünyaya gelen oğullarıydı.Büyük oğul Kabil, Tevrat’a göre, doğrudan Tanrı’nın elinden çıkmayıp insandan doğan ilk kişiydi. Habil koyun güden bir çobanken, Kabil toprağı işleyen bir çiftçiydi.

Bir gün Tanrı,Habil ile Kabil’den kendisi için bir adakta bulunmalarını ister. Habil, Tanrı’yı mutlu edebilmek için ne tür bir şey adayacağına kafa yorar. En değerli koyunlarından birini kurban etmeye karar verir. Kabil’se kendine en az gereken şeyi düşünür ve Tanrı’ya biraz meyveyle tahıl sunar. Tanrı açık bir şekilde Habil’in adağını kabul eder.

Kabil,kardeşini kıskanarak onu derhal öldürür.Tanrı,Habil’e bakmak için gelip de onu bulamayınca nerede olduğunu Kabil’e sorar. Kabil,’’Bilmiyorum,Ben kardeşimin bekçisi miyim?’’ diye yanıt verir (Yaratılış 4:9). Okumaya devam et Habil ile Kabil

Güneş Sistemi

gunes sistemiHiç kimse gerçekte kaç tane gezegen olduğunu bilmiyor çünkü bir gezegenin ne olduğuna dair kesin bir bilimsel tanım yok.Tüm astronomlar,dört kayasal gezegenle,yani Merkür,Venüs,Dünya ve Mars ile gaz devleri Jüpiter,Satürn,Uranüs ve Neptün’ün bu sınıfa sokulmasında hem fikirdirler.Buz ve kayalardan oluşan Plüton’u ‘’cüce gezegen’’ olarak tekrar sınıflandırmışladır.

Plüton,Ay’ın üçte ikisi kadardır ve Güneş’in etrafında dönüşü iki yüz kırk sekiz sürer.Bu küçük buz kütlesi,diğer sekiz gezegenden başka bir düzlemde ve tuhaf bir eliptik yörüngede yol alır.Soğukluğu,diğer gezegenlere olan mesafesi ve Güneş etrafında izlediği eğri yörünge,birçok bilim insanına Plüton’un aslında güneş sisteminin etrafını saran bölgede,irili ufaklı donmuş cisimlerin yığıldığı Kuiper Kuşağı’nda bir kuyrukluyıldız olduğunu düşündürmektedir. Okumaya devam et Güneş Sistemi