Zengin kardeş ile Yoksul Kardeş

Zengin ile yoksulun bir arada olduğu bir hikaye anlatacağım sizlere öyle bir hikaye ki çok seveceksiniz ve sonunda çok başka anlamlı ve güzel şeyler anlatacaksınız. Haydi başlayın okumaya..

Hey harani harani, yedim kırk kazan borani,sesleyin söyleyeceğim yalanı. Aferin desin ağalar, dinleyin hikayeyi.. Diyin ki, bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde, kalbur saman içinde iki kardeş varmış. Bunların biri çok zengin, diğeri çok fakirmiş.

Fakir kardeş bir gün zengin kardeşine “ Aman kardeşim,bugün yiyeceğimiz yok, birkaç kuruş ver de, bugünkü işimizi görelim” demiş.

Öbürü ona “hadi git başımdan, çalış da kazan. Senin cebin ayrı, benim cebim ayrı” demiş. Zavallı yoksul kardeş “bari gidip başımın çaresine bakayım” diye yola çıkmış..
Gide gide bir ağacın dibine varmış. Yorgundur ve biraz dinlenmek ister. Biraz oturur, bir yandanda ne yapacağını düşünür. Tam o sırada uzaktan kırk tane devin tozu dumana katarak geldiklerini görür. Adam bu devleri görünce ağacın kovuğuna saklanır” şunlar nereye gidiyorlar, bir bakayım” der. Okumaya devam et Zengin kardeş ile Yoksul Kardeş

Aç Gözlü Kedi

Size bu sefer bir kedi hikayesi anlatmak istedim ve bu aç gözlü bir kedinin hikayesi, dikkatlice okuyun ve sonunda yorumunuzu  bize de söyleyin. Diğer arkadaşlarınız sizin yorumlarınızı okuyup ona göre karar verebilirler unutmayınız.

Uzun zaman önce, uzak bir ülkede çok yoksul bir nine yaşardı. Bu ninenin bir de kedisi vardı.Kedi o kadar uyuşuktu ki, patisini bile kaldırmaya üşenir, bu yoksul kadının verdiği yemeklerle gününü gün ederdi. Günler böyle geçip giderken… Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti. Bir gün evin kapısında otururken kocaman bir kediyle karşılaştı.Doğrusu kediden çok bir kaplana benziyordu. Zayıf kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…

Semiz Kedi:

– Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin , benim gibi olursun, dedi. Okumaya devam et Aç Gözlü Kedi

Ayazın Marifeti

Çoktandır size güzel bir hikaye anlatamadım işte bu hikayemizde ayazın marifetini anlatacağım hatta başlığı bile ayazın marifeti bu yüzden tamamen bu ayaz denen çocuğun yaptığı bir marifeti övüne dövüne siz çocuklara anlatacağım umarım hoşunuza gider çocuklar.

Bir gün beyleri Gazneli Mahmuta
“Ayaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsun?” dediler.
Sultan Mahmut bu soruya o anda cevap vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı.
Yolda bir kervan gördüler. Sultan Mahmut beylerden birine:
“Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor?” dedi.
Bey atını sürerek gitti, birkaç dakika içinde geriye döndü. Okumaya devam et Ayazın Marifeti

Yoksul Kundurac Hikayesi

Grimm hikayelerini pek çok çocuk duymuştur işte sizlere o hikayelerden en ünlülerinden birisi olan yoksul kunduracıyı anlatacağım. Okumadıysanız ya da duymadıysanız sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.

Eski zamanlarda, ülkenin birinde yoksul bir kunduracı ve karısı yaşarmış Kunduracı çok yaşlandığı için artık eskisi gibi çalışamıyormuş Kazandıkları para ancak karınlarını doyurmaya yetiyormuş
Kunduracı, bir gece elinde kalan son deriyi de ertesi gün ayakkabı yapmak için hazırlayıp tezgahın üzerine koymuş Yatmaya gitmiş
Ertesi sabah her zamanki gibi erkenden kalkmış
Tezgahın üzerinde bakınca çok şaşırmış Çünkü bir çift ayakkabı duruyormuş Ayakkabılar öyle güzelmiş ki, müşterilerden biri bunları görünce çok beğenmiş
Hemen satın almış Yaşlı kunduracı kazandığı paralarla iki çift ayakkabı yapabilecek kadar deri satın almış
Derileri o akşam yine ertesi gün ayakkabı yapmak üzere hazırlamış Sabahleyin kalktığında bu kez iki çift ayakkabı bulmuş Okumaya devam et Yoksul Kundurac Hikayesi

Keloğlan ile Altın Bülbül

Çok zamandır hikaye yazmadım siz küçük okurlarıma bu hikayemizde sevdiğimiz bir karakter olan keloğlan’ın pek çok sevdiğiniz ve beğenerek okuduğunuz keloğlan hikayeleri arasından güzel bir hikaye seçip sizlere Keloğlan ile Altın Bülbül hikayesini yazacağım ve sizinde büyük bir zevkle okuyacağınızdan ve sonrasında anne babanıza anlatacağından eminim.

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve tellâl iken, horozlar berber iken; Bir padişah varmış. Bu padişah, her tarafı camdan bir cami yaptırmış.
Bir Cuma günü namazdan çıkarken, eli yüzü pak aksakallı bir ihtiyar görmüş. İhtiyar padişah’a demiş ki:
“Padişahım, eğer Kafdağı’nın ardındaki, “Altın Bülbül’ü getirir camiin bitişiğine koyarsan, eserin tamamlanır” demiş ve gözden kaybolmuş. Okumaya devam et Keloğlan ile Altın Bülbül

Güzel Kokudan Bayılan Adam

Adamın birisi deri fabrikasında çalışırken izin almış çarşıya çıkmak için o etraflarda olan bir mis çarşısından geçerken güzel kokuyu alınca adam birden bayılmış. Adamın bayıldığını gören çarşı esnafı hemen adamın etrafına koşmuş ve ayılması için bir çok şey denemişler kolonyalar döken, gül suyu döken, mis süren herkez ayrı birşey yapıyormuş. Adam tam kendine gelecekken aniden tekrar tekrar bayılıyormuş. Okumaya devam et Güzel Kokudan Bayılan Adam

Bücür Zürafa

İstanbul’da bir hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmış ve rahat etmeleri için oldukça ugraşılmıştı. Bu yerde baba ve anne zürafayla birlikte 2 tanede yavru zürafa yaşıyormuş. Zürafalar tüm gün gezerken ziyaretçilerde onları seyrediyormuş. Baba ve anne zürafa yıllardır orda oldukları için alışkınlarmış, bu duruma ayak uyduruyorlarmış. Ama yavru zürafaların çok canı sıkılıyormuş. Devamlı olarak babalarına “ Babacığım, bizler burada daha ne kadar zaman kalacağız? Bizleri masallarda anlattığın o güzel yerlere ne zaman götüreceksin? “ diye sitem ediyorlardı.

Bir gün yavru zürafalardan biri baba zürafaya şöyle bir soru sordu: “ Babacığım, bizler buralara nasıl geldik, kimler getirdiler? “ Bunun üzerine baba zürafa: “ Bundan yıllar önce, buralardan çok uzaklarda yaşamış dedeniz bücür zürafayı anlatacağım sizlere “ dedi. “ O zaman anlayacaksınız buralara nasıl geldiğimizi. Zürafalar hep uzun boylu, boyunlu olurlar, fakat dedeniz doğduğunda da küçükmüş. Yıllar geçmiş, yaşı büyümüş, boyu büyümemiş. Okumaya devam et Bücür Zürafa

Hamamcının Kızı

Uzun yıllar önce uzak diyarlarda bir hamamcı birde onun karısı varmış. Sahipleri oldukları küçük hamamlarından kazandıkları para ile yaşamlarını sürdürürlermiş. Ama bu hamamcı ve karısının hiç bebeği olmuyormuş ve ikisi de buna çok üzülüyormuş. İkisi de çokça dua ederlermiş Allaha bir bebek versin diye. Hamamcı ve karısının duasını Allah uzun bir aradan sonra kabul etmiş ve hamamcının karısı hamile kalmış. 9 ay sonra hamamcının karısı çok güzel bir kız doğurmuş. Ama bu doğum olurken çok ilginç bir şey olmuş.

Tam hamamcının karısı doğum yapacağı sırada hamamda tam 5 tane aksakallı dede birden belirivermiş. Kadın korku ve dehşet içinde ve de şaşkınlıkla aksakallı dedelere bakarken birisi elindeki bileziği bebeğin koluna takmış ve hamamcının karısına demiş ki Okumaya devam et Hamamcının Kızı

Firuze

Güneş dağların ardından kendini göstermeye başlamıştı. Doğa, yağmurun tadını çıkarmıştı.  Ahmet, Ağrı’nın o güzel havasını içine çeke çeke annesinin verdiği azıkla birlikte ormana doğru ilerliyordu. Ormanda çok sevdiği ve saksıda yetiştirdiği bir çiçek vardı. Yolda iken hep onu düşündü. Acaba dünkü yağmurdan sonra çiçeğe ne olmuştu?

Ormana koşa koşa geldi. Bir de ne görsün! Çiçeğinin saksısı suyla dolmuş, içine bir sürü çalı çırpı düşmüştü. Hemen azığını bir kenara koyup koştu. Gerçekten çok üzülmüştü. Tertemiz, hiçbir kötülüğe bulaşmamış elleriyle saksının içini temizledi. Okumaya devam et Firuze

Tilki ile Tavşan

Bir bilge yanında öğrencileri ile birlikte gezinirken tilkiden kaçan bir tavşanı gösterir ve şöyle der:

– Eski bir hikayeye göre tavşanlar tilkilerden daha hızlı koşarlar.

Bir öğrenci itiraz eder.

-Hayır, tilkiler daha hızlı koşarlar.

-Ama tavşan tilkiden kurtulacak, der bilge.

Öğrenci;

-Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Okumaya devam et Tilki ile Tavşan