Keloğlan ile Altın Bülbül

Çok zamandır hikaye yazmadım siz küçük okurlarıma bu hikayemizde sevdiğimiz bir karakter olan keloğlan’ın pek çok sevdiğiniz ve beğenerek okuduğunuz keloğlan hikayeleri arasından güzel bir hikaye seçip sizlere Keloğlan ile Altın Bülbül hikayesini yazacağım ve sizinde büyük bir zevkle okuyacağınızdan ve sonrasında anne babanıza anlatacağından eminim.

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve tellâl iken, horozlar berber iken; Bir padişah varmış. Bu padişah, her tarafı camdan bir cami yaptırmış.
Bir Cuma günü namazdan çıkarken, eli yüzü pak aksakallı bir ihtiyar görmüş. İhtiyar padişah’a demiş ki:
“Padişahım, eğer Kafdağı’nın ardındaki, “Altın Bülbül’ü getirir camiin bitişiğine koyarsan, eserin tamamlanır” demiş ve gözden kaybolmuş. Okumaya devam et Keloğlan ile Altın Bülbül

Güzel Kokudan Bayılan Adam

Adamın birisi deri fabrikasında çalışırken izin almış çarşıya çıkmak için o etraflarda olan bir mis çarşısından geçerken güzel kokuyu alınca adam birden bayılmış. Adamın bayıldığını gören çarşı esnafı hemen adamın etrafına koşmuş ve ayılması için bir çok şey denemişler kolonyalar döken, gül suyu döken, mis süren herkez ayrı birşey yapıyormuş. Adam tam kendine gelecekken aniden tekrar tekrar bayılıyormuş. Okumaya devam et Güzel Kokudan Bayılan Adam

Bücür Zürafa

İstanbul’da bir hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmış ve rahat etmeleri için oldukça ugraşılmıştı. Bu yerde baba ve anne zürafayla birlikte 2 tanede yavru zürafa yaşıyormuş. Zürafalar tüm gün gezerken ziyaretçilerde onları seyrediyormuş. Baba ve anne zürafa yıllardır orda oldukları için alışkınlarmış, bu duruma ayak uyduruyorlarmış. Ama yavru zürafaların çok canı sıkılıyormuş. Devamlı olarak babalarına “ Babacığım, bizler burada daha ne kadar zaman kalacağız? Bizleri masallarda anlattığın o güzel yerlere ne zaman götüreceksin? “ diye sitem ediyorlardı.

Bir gün yavru zürafalardan biri baba zürafaya şöyle bir soru sordu: “ Babacığım, bizler buralara nasıl geldik, kimler getirdiler? “ Bunun üzerine baba zürafa: “ Bundan yıllar önce, buralardan çok uzaklarda yaşamış dedeniz bücür zürafayı anlatacağım sizlere “ dedi. “ O zaman anlayacaksınız buralara nasıl geldiğimizi. Zürafalar hep uzun boylu, boyunlu olurlar, fakat dedeniz doğduğunda da küçükmüş. Yıllar geçmiş, yaşı büyümüş, boyu büyümemiş. Okumaya devam et Bücür Zürafa

Hamamcının Kızı

Uzun yıllar önce uzak diyarlarda bir hamamcı birde onun karısı varmış. Sahipleri oldukları küçük hamamlarından kazandıkları para ile yaşamlarını sürdürürlermiş. Ama bu hamamcı ve karısının hiç bebeği olmuyormuş ve ikisi de buna çok üzülüyormuş. İkisi de çokça dua ederlermiş Allaha bir bebek versin diye. Hamamcı ve karısının duasını Allah uzun bir aradan sonra kabul etmiş ve hamamcının karısı hamile kalmış. 9 ay sonra hamamcının karısı çok güzel bir kız doğurmuş. Ama bu doğum olurken çok ilginç bir şey olmuş.

Tam hamamcının karısı doğum yapacağı sırada hamamda tam 5 tane aksakallı dede birden belirivermiş. Kadın korku ve dehşet içinde ve de şaşkınlıkla aksakallı dedelere bakarken birisi elindeki bileziği bebeğin koluna takmış ve hamamcının karısına demiş ki Okumaya devam et Hamamcının Kızı

Firuze

Güneş dağların ardından kendini göstermeye başlamıştı. Doğa, yağmurun tadını çıkarmıştı.  Ahmet, Ağrı’nın o güzel havasını içine çeke çeke annesinin verdiği azıkla birlikte ormana doğru ilerliyordu. Ormanda çok sevdiği ve saksıda yetiştirdiği bir çiçek vardı. Yolda iken hep onu düşündü. Acaba dünkü yağmurdan sonra çiçeğe ne olmuştu?

Ormana koşa koşa geldi. Bir de ne görsün! Çiçeğinin saksısı suyla dolmuş, içine bir sürü çalı çırpı düşmüştü. Hemen azığını bir kenara koyup koştu. Gerçekten çok üzülmüştü. Tertemiz, hiçbir kötülüğe bulaşmamış elleriyle saksının içini temizledi. Okumaya devam et Firuze