Zengin kardeş ile Yoksul Kardeş

Zengin ile yoksulun bir arada olduğu bir hikaye anlatacağım sizlere öyle bir hikaye ki çok seveceksiniz ve sonunda çok başka anlamlı ve güzel şeyler anlatacaksınız. Haydi başlayın okumaya..

Hey harani harani, yedim kırk kazan borani,sesleyin söyleyeceğim yalanı. Aferin desin ağalar, dinleyin hikayeyi.. Diyin ki, bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde, kalbur saman içinde iki kardeş varmış. Bunların biri çok zengin, diğeri çok fakirmiş.

Fakir kardeş bir gün zengin kardeşine “ Aman kardeşim,bugün yiyeceğimiz yok, birkaç kuruş ver de, bugünkü işimizi görelim” demiş.

Öbürü ona “hadi git başımdan, çalış da kazan. Senin cebin ayrı, benim cebim ayrı” demiş. Zavallı yoksul kardeş “bari gidip başımın çaresine bakayım” diye yola çıkmış..
Gide gide bir ağacın dibine varmış. Yorgundur ve biraz dinlenmek ister. Biraz oturur, bir yandanda ne yapacağını düşünür. Tam o sırada uzaktan kırk tane devin tozu dumana katarak geldiklerini görür. Adam bu devleri görünce ağacın kovuğuna saklanır” şunlar nereye gidiyorlar, bir bakayım” der.

Devler ağaca yakın bir taşın başına gelip “çanga” derler, taş açılır. İçeri girdiklerinde de “çunga” derler, taş kapanır.. Fakir adam o ağacın kovuğunda sabaha kadar bekler, devler çıkınca saklandığı yerden çıkıp taşın baişına gider. “ Acaba ben de söylesem açılır mı diye denemeye karar verir. “Çanga” der taş açılır, hemen içeri dalar. Çunga der kapı tekrar kapanır.
Mağaranın ilk odasında bir sofra görür, sofranın üstünde 40 anahtar vardır. Bunları eline alır, odaları açmaya başlar. Birinci odayı açar, ağzına kadar altın doludur, ikinci odayı açar gümüş, başka bir odaya bakar, her odada ayrı güzellikte bir şeyler vardır. Her odadan birer parça şey alıp kapıları kilitler. Anahtarları alıp sofraya koyar. Taşın dibine gidip “çanga” der. Dışarı çıkar, “çunga” der kapı kapanır. Sevinerek evine döner. Artık zengin sayılabilecek duruımdadır.

Kardeşi, “nasıl böyle zengin oldun ?” diye sorar. O da anlatır. Zengin kardeşin iştahı kabarır “acaba ben gitsem, alabilir miyim “der. Elbette der yoksul karde, “ama çanga ve çungayı sakın unutma” Adam evine gidip kocaman birkaç çuval alır, çanga ve çungayı ezberleyerek taşın başına gelir..”Çanga” der taş açılır. İçeri girince” çunga der taş kapanır. Anahtarları bulur, bütün odaları açar, her odadan bir şeyleri çuvallarına doldurmaya çalışır. O kadar dalar ki, çangayı , çungayı unutur. Dışarı çıkmak için söyleyeceği sözü hatırlayamaz bir türlü. O sırada devlerin seslerini duyup, çuvalları boşaltır, ocağın tepesine saklanır.

Uzatmayalım, devler gelip, “çanga” der içeri girerler.”çunga derler kapı kapanır. Adam ocağın tepesinde çanga ve çungayı duyar ve çok sevinir. “ Oh be yarın bunlar gidince çıkarım buradan” der.
O sırada genç dev “ Burada insan eti kokuyor” der. Devler çayır çimende gezdikleri için” üstümüz çayır çimen kokuyor” derler. Ama genç dev “hayır mutlaka bir insanoğlu var buarad ben arayıp bulacağım” der ve demeye kalmadan bizim zengin kardeş heyecanla ocağın tepesinden tam önlerine düşer.

Devler “sen buraya nasıl oldu da geldin?” diye sorunca adam olanları başından sonuna anlatır.

Devler deü, “kardeşin yoksulmuş ama sen onu kovmuşsun. O da kısmetini burada bulmuş, sen ise kısmetini başka türlü buldun” diyerek adamı kırk lokma edip, bir güzel yemişler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir