Şehzade ile Arkadaşları

Şehzade ne demek biliyorsunuzdur padişahların çocuklarına küçükken şehzade denerek hitap edilirdi. İşte bizde bu masalımızda bir şehzade ve onun arkadaşlarını anlatacağız. Sonuna kadar okuyun ki aslında sizlere ne anlatılmak isteniyor masalda onu anlayın.

Biri şehzade, biri tacir zade biri asilzade, biri çiftçizade dört genç bir yolda buluşmuşlar.Dördü de ihtiyaç içindelermiş.Dördü de üst başlarından başka bir şeye sahip değillermiş.Aç ve yorgun bir haldelermiş.Bunlar bu zor durumda ne yapacaklarını düşünmekteydiler.Her bir ikendi yapısına göre bir şey söylüyordu.
Şehzade:
“Dünyanın her işi kaza ve kadere bağlıdır.Kazaya rıza göstermekten başka çare yoktur.” Dedi.
Tacirzade:
“Akıl her şeyden üstündür” dedi.

Asilzade:
“Güzellik daha üstündür” dedi.
Çiftçizade:
“Çalışmak her şeyden üstündür” dedi.
Bunlar Mıtrun şehrine yaklaştıkları zaman ne yapacaklarını düşündüler ve nihayet çiftçizadeye:
“Git çalış da karnımızı doyur!” dediler.
O da kalktı gitti ve dört kişinin karnını doyuracak bir iş sınadı.
Ona şu sözü söylediler:
“Bu şehirde odun çok kıymetlidir.Odun kes ve sat!”
Orman birkaç kilometre mesafedeydi.Çiftçizade düşünmeden gitti.Odun keserek taşıdı, getirdi ve çarşıda satarak yiyecek tedarik etti.Sonra geri dönerken şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Bir günlük yorucu çalışmanın bedeli bir altındır.”
Sonra arkadaşlarının yanına gitti ve karınlarını doyurdu.Ertesi gün güzellik her şeyden üstündür diyen asilzadeye :
“Haydi!” dediler, “Bugün de sen git!”
Asilzade kalkıp gitti Fakat giderken de kendi kendine:
“Benim elimden hiçbir iş gelmez.Şehre gidip ne yapacağım!” dedi ve yolda gördüğü bir ağacın altında uyudu.
O uyurken şehrin zengin kadınlarından biri geçerek, onu sevdi ve evine alıp götürdü.Asilzade burada yedi, içti, eğlendi.Akşamleyin eve giderken kadının verdiği beş yüz altını da alarak arkadaşlarının yanına  dönmek üzere yolu tuttu ve şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Güzelliğin bir günü beş yüz altın eder.”
Üçüncü gün tacirzadeye:
“Sıra sendedir.” Dediler “Haydi aklınla geçimimizi tedarik et!”
O da kalktı gitti ve şehre bir geminin gelmekte olduğunu gördü.Tüccarlar sahilde bekliyor ve konuşuyorlardı.Maksatları geminin getirdiği malları o gün almayarak ertesi gün daha ucuza ele geçirmekti.Tacirzade bunu anlar anlamaz koştu.Gemiye girdi ve geminin içinde ne kadar mal varsa hepsini kısa vadeli bir senet karşılığında aldı ve yüz altın ödemeyi garanti verdi.Sonra bütün bu malları başka bir şehre götüreceğini söyleyerek, gereken bütün tedbirleri alıyormuş gibi hareket etti.Şehrin tüccarları malın elden gitmesini istemedikleri için tacirzadeyi bularak ona bin altın verdiler.Ve malları aldılar.Tacirzade malları onlara devretti ve altınları alarak geri döndü.Şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Aklımızı bir gün kullanmanın kazancı bin altındır!”
Dördüncü gün kralın oğluna:
“Haydi!” dediler, “Git de kaza ve kaderinle para kazan!”
Şehzade kalkıp gitti ve şehrin kapısı önünde bulduğu bir peykenin üzerine oturdu.
Meğer o gün bu şehrin hükümdarı varis bırakmadan ölmüş.Kralın cenazesi kaldırılıyor ve herkes üzüntülü görünüyordu.Yalnız şehrin kapısında oturan şehzadenin halinde halkın üzüntüsünü paylaşan bir iz görünmüyordu.
Bu hal hoşa gitmemiş, kapıcı şehzadeyi azarlayıp kovmuş, fakat şehzade bunların uzaklaşması üzerine tekrar geri dönmüş ve oturmuştu.
Cenaze uğurlandıktan sonra kapıcı şehzadenin aynı yerde oturduğunu görerek onu tekrar azarladı ve yakalayarak hapse attı.
Fakat memleketin büyükleri  başlarına kimi geçireceklerinin konuştukları ve münakaşa ettikleri sırada kapıcı şu sözleri söyledi:
“Kapıda bir genç oturuyor ve bizim kederimize iştirak etmiyordu.Kendisini azarladım, fakat cevap vermedi.Geri döndüğümüz zaman yine yerindeydi.Ben de onun bir casus olmasından korkarak onu hapse attım.”
Onlar da bu genci görmek istediler ve onu getirerek kim olduğunu ve niçin bu tar5afa geldiğini sordular.O da anlattı:
“Ben Ferivan hükümdarının oğluyum.Babam öldükten sonra kardeşim bana karşı gelerek tahtı elimden aldı.Ben de canımı kurtarmak için kaçtım ve nihayet buraya vardım”.
O büyükler içinde bu genci tanıyanlar vardı .Bunlar babasını iyiliklerinden ve üstünlüklerinden bahsettiler ve onu kendi şehirlerinin hükümdarlığına aday gösterdiler.Neticede şehzade tahta oturtulmuştu.
Memleketin adetlerinden biri tahta geçirilen bir kimseyi beyaz bir file bindirilerek  şehirde dolaştırmaktı.Şehzade dolaşırken kapının üzerindeki satırları görmüş ve satırın ilavesini emretmişti:
“Çalışmak, güzel olmak, aklını kullanmak ve kısacası insanın dünyada karşılaştığı her şey Allah’ın kaza ve kaderine bağlıdır.”
Şehzade daha sonra divan kurarak arkadaşlarını çağırmış, akıl sahibini vezir olarak almış, gayret sahibini ziraat işlerine memur etmiş , güzellik sahibine de paralar vermiş fakat kadınları rahatsız etmemesi için şehirden uzaklaştırmıştı.
Yeni hükümdar bunları yaptıktan sonra memleket bilginlerini ve düşünürlerini toplayarak dedi ki:
“Arkadaşlarımın hepsi,  kazandıkları  bütün hayrın kaza ve kader eseri olduğunu anlamışlardır.Hepinizin de bunu bilmenizi ve buna inanmanızı isterim.Ben neye sahip olduysam bu sayede oldum ve bunda aklımın gayretimin ve yakışıklılığımın hiçbir tesiri yoktur.Kardeşimin tahtımı elimden alarak beni kovması üzerine bu makama yükselmeyi değil, ekmeğimi dahi bulmayı ummuyordum.Bu memlekette her bakımdan benden üstün olan, benden daha akıllı, daha yetenekli kimseler vardır.Fakat Allah’ın yardımı sayesinde bu makam bana nasip oldu.”
Kralın sözlerini tamamlaması üzerine mecliste bulunan yaşlı bir adam ayağa kalkarak söz aldı ve şunları söyledi:
Siz akıl ve hikmet dolu sözler söylediniz.Bunları söyleyebilmenizin sebebi, kavrayışınızın yüksekliğidir.Allah’ın size ihsan ettiği akıl ve yetenek size bu makamı nasip etmiştir.Dünya ve ahirette en bahtiyar kimse  Allah’ın akıl ve fikirden yana en geniş yardımına sahip olandır.Hükümdarımızın ölümü üzerine Allah’ın sizi bize göndermesi hepimiz için bahtiyarlıktır.
Daha sonra bir gezgin ayağa kalkarak şu sözleri söyledi:
“Gezgin olmadan önce ulu insanlardan birine hizmet ediyordum.Daha sonra dünyayı terk etmek istedim ve bu kararımı hizmet ettiğim kişiye bildirdim.O da ban iki altın verdi.Ben de altınlardan birini sadaka olarak vermek , birini de yanımda alıkoymak  isteyerek dışarı çıktım.Çarşıda bir avcının bir hüdhüd kuşunu satmak istediğini gördüm ve bu kuşları alıp serbest bırakmaya karar verdim.Avcıdan bu bir çift kuşu bir altın karşılığında almak istedimse de avcı razı olmadı ve iki altın üzerinde ısrar etti.Kuşlardan birini  alıp birini bırakmak istedimse de bunlardan birinin erkek birinin dişi olması ihtimalini düşünerek karı kocayı birbirinden ayırmaya gönlüm razı olmadı ve Allah’a güvenerek iki altını verdim ve kuşları aldım.Kuşların tekrar ele düşmemelerini sağlamak için şehrin dışına çıktım, otlak ve ağaçlı bir yere vararak onları salıverdim.Kuşlar uçtular ve yemişli  bir ağaca kondular.Ağacın tepesinde bana teşekkür ettikten sonra biri dedi ki:
“Bu gezgin bizi felaketten kurtardı.Biz de onun iyiliğini iyilikle karşılamalıyız.Bu ağacın dibinde içi altın dolu bir kap vardır.Bunu ona gösterelim de alsın götürsün.”
Ben de kuşlara dönerek dedim ki:
“Bana kimsenin görmediği bir defineyi gösterdiğiniz halde avcının tuzağını niçin görmediniz de bu tuzağa düştünüz?
Onlar da:
“Kaza gelince gözler kör olur.Biz de bu yüzden tuzağı göremedik.Fakat bu define sana nasip olacağı için onu gördük” dediler.
Yeri kazdım, altın dolu kabı çıkarıp aldım ve kuşlara dua ederek:
“Allah’a çok şükür ki bize gökte uçarken yerin dibinde neler olduğunu gösterdi.” Dedim.
Kuşlar da:
“Kader dediler, “her şeye üstündür ve kimsenin onu aşmasına imkan yoktur.”
Bunun üzerine kuşlardan ayrıldım.Bu define hala elimdedir.Emrederseniz getireyim de hazinenize koyunuz.”
Hükümdar:
“Hayır! Dedi, “Bu servet size aittir ve sizin hakkınızdır.”

Kelile ve Dimne

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir