Uyku Cücesi

Hey çocuklar şimdi size uyku cücesi isimli masalı anlatacağım dikkatlice okuyun çünkü bu masal çok güzel ve çok eğlenceli sonuna kadar okuyun ki sonunda sizlere bir sır vereceğim haydi başlayın okumaya.

Bir varmış bir yokmuş, Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Uykular ülkesinde, uykuların en derin yerinde bir uyku cücesi varmış. Uykular ülkesindeki evinde sabah akşam uyuklarmış. Dünya üzerindeki çocuklardan biri uyumak istemediğinde uyku cücesinin kulakları çın çın çınlar, gözleri fal taşı gibi açılır, yerinden fırlayıp o çocuğun bulunduğu eve gidermiş. Çocuğun odasına girdiğinde, elindeki değneği çocuğun gözlerine doğru uzatır, kirpiklerine bir iki kere vururmuş. Böylece uyumayan çocuk,horul horul uyurmuş. Okumaya devam et Uyku Cücesi

Çam Ağacı

Sevgili çocuklar bu yazımızda size bir çam ağacının hikayesini anlatacağım sonuna kadar okursanız ne kadar güzel bir hikaye olduğunu anlayacaksınız. Ayrıca masal türü fabl olduğu için seveceğiniz kesin o yüzden bu masalı bitirince diğerlerini de teker teker okumayı unutmayın.

Ormanda pek sevimli bir çam fidanı vardı… Yeri iyiydi, güneş alıyordu. Hava boldu, çevresinde de birçok büyük arkadaşı, çam ve ladin ağaçları vardı. Ama küçük çam fidanının tek derdi bir an önce büyümekti. Sıcacık güneşi, tertemiz havayı hiç düşünmüyor, ormana çilek ve ahududu toplamaya gelip oralarda çene çalan köylü çocuklarıyla hiç ilgilenmiyordu. Çocuklar bir tencereye doldurdukları veya bir çubuğa dizdikleri çileklerle çıkagelirlerdi çoğu kez. Sonra küçük ağacın yanına otururlar, “Ne kadar şirin bir ağaç bu!” derlerdi. Oysa bu sözler, bizim ağacın hiç hoşuna gitmezdi.
Ertesi yıl birden büyüdü küçük ağaç, sonraki yıl ise biraz daha uzadı; bir çam ağacının kaç yaşında olduğu, gövdesinde uzayan sürgünler sayılınca, tam olarak anlaşılabilir. Okumaya devam et Çam Ağacı

Uyumak İstemeyen Zürafa

surekli-uyumak-isteyen-zurafaBir varmış bir yokmuş. Bir zürafa varmış. Boyu o kadar uzun, o kadar uzunmuş ki, karnı acıktığı zaman ağaçların en yüksek dallarındaki yaprakları rahatlıkla yiyebiliyormuş. Bir gün yine karnı acıkmış. Önüne ilk çıkan ağacın yapraklarını şapur şupur yemeye başlamış…

Ama birden, incecik kızgın bir ses duymuş. “Heey,dur bakalım canavar! Evimin bahçesini neden yoluyorsun?” Zürafa bakmış, minicik bir kuş. “Ben canavar değilim ki!” demiş kuşa.”Yavru bir zürafayım. Hem sonra evinin bahçesini yolduğumda yok. Yalnızca karnımı doyuruyorum.” “Ama yediğin bütün yapraklar benim evimin bahçesi… Neredeyse yuvamı da kocaman ağzına alıp yutacaktın,” demiş kuş. Zürafa çok üzülmüş. “Burada yuvan olduğunu bilmiyordum. Öyleyse ben de başka bir ağacın yapraklarını yerim.” Ama ya başka ağaçta da, başka bir kuşun yuvası varsa?.. Kuş ona yardım etmeyi önermiş. “İstersen ben önden uçup bakayım. Eğer yaprakların arasında gizlenmiş bir yuva varsa sana haber veririm.” Böylece kuş ve zürafa arkadaş olmuşlar. Okumaya devam et Uyumak İstemeyen Zürafa

Ürkek Tavşan İle Kurbağalar

urkek-tavsanOrmanların en korkak hayvanı tavşanmış. Yaprak kımıldasa hemen saklanacak yer ararmış. Ona bu kadar korkak olmaması gerektiğini söylüyorlarmış ama bu sözde pek işe yaramıyormuş. Kendisinden çok daha küçük hayvanların ormanda korkusuzca gezdiğini gören tavşan korkaklığına daha bir üzülürmüş.

Bir gün tavşan ormanda gezintiye çıkmış. Tabii buna gezinti denirse. Korka korka, saklana saklana yüreği ağzına gelerek yürüyormuş ormanda. Tam gölün kıyısına geldiğinde vwırrrakk wırraaakkk diye bağırarak suya atlayan kurbağalar görmüş. Buna çok şaşırmış. Okumaya devam et Ürkek Tavşan İle Kurbağalar

Habil ile Kabil

habil ile kabilHabil ile Kabil,Adem ile Havva’nın Cennet Bahçesi’nden kovulmalarından sonra dünyaya gelen oğullarıydı.Büyük oğul Kabil, Tevrat’a göre, doğrudan Tanrı’nın elinden çıkmayıp insandan doğan ilk kişiydi. Habil koyun güden bir çobanken, Kabil toprağı işleyen bir çiftçiydi.

Bir gün Tanrı,Habil ile Kabil’den kendisi için bir adakta bulunmalarını ister. Habil, Tanrı’yı mutlu edebilmek için ne tür bir şey adayacağına kafa yorar. En değerli koyunlarından birini kurban etmeye karar verir. Kabil’se kendine en az gereken şeyi düşünür ve Tanrı’ya biraz meyveyle tahıl sunar. Tanrı açık bir şekilde Habil’in adağını kabul eder.

Kabil,kardeşini kıskanarak onu derhal öldürür.Tanrı,Habil’e bakmak için gelip de onu bulamayınca nerede olduğunu Kabil’e sorar. Kabil,’’Bilmiyorum,Ben kardeşimin bekçisi miyim?’’ diye yanıt verir (Yaratılış 4:9). Okumaya devam et Habil ile Kabil