Yoksul Kunduracı

Yoksul KunduracıUzun zaman önce uzak ülkelerde yoksul bir adam ve karısı bir kulübede yaşarlarmış. Yaşlı adam yıkık dökük bir dükkanda ayakkabıcılık yaparak geçimlerini sağlıyormuş. Bir gün yoksul adam, zor kötek sattığı ayakkabının parasına deri almış. Pazarcının verdiği deri ancak bir ayakkabıya yetecek kadar büyükmüş. Deriyi dükkana bırakıp evine gitmiş.

Yoksul adam sabah uyanıp dükkana gelmiş. Hazırlayacağı ayakkabıyı kafasında kurarken dükkanın kapısını açmış ve masaya doğru yürümüş. Bir de ne görsün! Akşamdan ayakkabı yapmak için masanın üzerine bıraktığı derinin yerinde çok güzel bir çift ayakkabı durmaktaymış.

Ayakkabıcının şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmış. Ayakkabılar o kadar güzelmiş ki ayakkabıcı hemen onları camın kenarına koyup müşteri beklemeye başlamış. Az sonra giyiminden kuşamından zengin olduğu belli olan bir müşteri kapıdan içeriye girmiş. Okumaya devam et Yoksul Kunduracı

Yoksul Oduncu

Yoksul OduncuZamanın birinde yoksul bir oduncu varmış, bilinmeyen küçük bir adada karısı ve 3 kızıyla birlikte yaşıyorlarmış. Bir gün yine işten gelirken karısına şöyle demiş; ” Birazdan öğle yemeğimi büyük kızla ormana gönder. Öğlene kadar işlerim anca biter. Kız yolu şaşırmasın diye bir torba darı taneleri alıp yollara saçacağım.” Güneş tam tepeye gelince kız bir tabak çorbayla yola çıkmış. Fakat ormanda yaşayan hayvanlar, darı tanelerini bitirmişler. Yedikleri için kız yolu bulamamış. Gün batıncaya, gece oluncaya kadar sağ ve esen dolaşıp durmuş. Gecenin karanlıkları içinde ağaçlar uğulduyor, baykuşlar ötüyormuş. Kızın içine bir korku girmeye başlamış. O sırada uzakta, ağaçların arasında parıldayan bir ışık görmüş. “Orada insanlar olsa gerek. Bunlar beni gece yanlarında misafir ederler” diye düşünmüş; ışığa doğru ilerlemiş. Çok geçmeden bir evin önüne varmış. Pencerelerinde ışık görünüyormuş. Kız kapıyı çalmış. İçeriden boğuk bir ses “gel” diye bağırmış. Okumaya devam et Yoksul Oduncu